Tasarımcı eli sofralara değdi

Kim sevdiği tasarımcıya ait bir koleksiyonun ruhunu taşıyan yemek takımı istemez?

Arzu Kaprol’ün hazırladığı koleksiyon kalbinizi çalacak

Dünyanın dört bir yanından Türk tasarımcıların hazırladıkları koleksiyonları satın almak için Türkiye’ye gelenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Ve Türk tasarımcısının yaratıcılığını, çalışmasındaki kaliteyi görenler sadece giysi koleksiyonlarıyla kendilerini sınırlamak istemiyor. Tasarımcılarımızın ev, dekorasyon, mutfak ürünü ve diğer disiplinlerdeki tasarım çalışmaları da moda severlerin ilgisini çekiyor. İşte bu ilgiden kısa süre önce iddialı bir işbirliği doğdu. Karaca markası Arzu Kaprol ile bir işbirliğine imza atarak modayı sofralara taşıdı.

Kaprol tamamen inciden üretilen Fine Pearl serisi için Life Print, Together Alone, The Eye ve İstanbul & New York isimleriyle dört farklı koleksiyon hazırladı. Türk kahvesi olmadan bir günü geçmeyen biri olarak itiraf edeyim ki nazar boncuklu The Eye ve iki büyülü şehrin siluetlerinden esinlenen Istanbul&New York koleksiyonlarındaki ikili kahve fincanlarına bayıldım. Ve Kaprol ile her geçen gün genişleyen tasarım yelpazesi ve mutfaklarımıza el attığı koleksiyonunu konuştuk.

– Mimar Sinan Üniversitesi’nin ardından Paris American Academy’yi bitirdiniz. Ve 1995 yılında Beymen Academia Avant-Garde Tasarımcı ödülü aldığınızdan beri Türkiye’nin tasarım dünyasında önemli bir yere sahipsiniz.

Bu soruyu hakkıyla cevaplayabilecek isimlerden birini görmüşken sormadan olmaz, nasıl görüyorsunuz Türkiye’de modaya yönelik ilgiyi?

– Moda gerçekten de çok moda oldu öyle değil mi? Böyle olması da çok doğal aslına bakarsanız? Çünkü popüler kültüre hizmet eden bir yanı var. Şu an evet genel olarak Türkiye’de modaya büyük bir ilgi var. Bundan yola çıkarak insanlar kendilerine alanlar da açıyor.

– Evet, herkes bir yerinden dahil olmak istiyor modaya. Moda tasarımcısı olmak, tasarımcı olabilmek, özgün eserler yaratabilmek medyada gözümüze yansıdığı gibi kolay değil…

– Evet bu popülariteden esinlenerek bu işe adım atmak isteyenler olacak.

Bu da çok doğal. Ama bunu bir gün, bir ay, bir süre iyi yapmak, popüler olmak mevzu değil aslına bakarsanız.

Devamlılık ve aynı profesyonellikte olabilme halidir önemli olan.

Yoksa deneyseldir, başlangıçtır ama mesleğiniz olamaz. Tutkuyla, aşkla yapmak ve yapmaya devam etmek lazım. Ben bir tasarımcı olarak her gün yepyeni fikirlerle, hayallerle uyanıyorum ve her şeyi tasarlamak istiyorum mesela. Böyle olması gerekiyor.

– Ne tasarlamak istersiniz mesela?

– Helikopter olsa mesela. Hayatta en çok istediğim şey astronot kıyafeti tasarlamak.

Space X’in astronot kıyafetlerini tasarlasam örneğin. Her şeyi tasarlamak istiyorum, gördüğüm her şey… Belki de bu mutfak koleksiyonu da bu aşkla doğdu diyebilirim.

– Daha önce mutfak için hazırladığınız, tasarladığınız bir şeyler yoktu öyle değil mi?

– Ev için daha önce yatak çarşafları tasarlamıştım.

Ama masa üzerindeki parçaları ilk kez tasarladım.

Çok heyecan verici bir serüvendi benim için. Yaklaşık iki yıl çalıştık bu proje için.

 Size gelen ilk üretimi ne yaptınız?

– Kahve fincanları vardı. Çok yakın arkadaşım olan Swarovski markasının kreatif direktörü Natalie Colin’e hediye ettim. İlk parçalar onda.

– Arzu Kaprol dendiğinde benim aklıma hem ekim ayında Paris Moda Haftası kapsamında Arzyu by Arzu Kaprol ismiyle tanıttığınız yeni couture koleksiyonunuz hem de teknoloji üzerine yaptığınız çalışmalar geliyor…

– Mesela tasarladığım hava koşullarına göre uzayıp kısalabilen ceket. Ya da fiber optik kablolarla ışıklandırılan kıyafetlerden oluşan defilemdeki koleksiyonum…

Dünyada iki alana çok önem veriyorum. İlk olarak Couture ve kişiye özel her şeyin gelecek dönemde gelişeceğine çok inanıyorum.

İkinci olarak da teknolojinin çok daha gelişeceği açık. Tasarımcıların tasarım datasını satacağını ve bu aldığınız datayı evinizin köşesinde bulunan 3D yazıcıda çok da uzak olmadığını düşünüyorum.

Bu düşünceyle de tasarımlar yapıyorum.